Analiz 1

oylama: 2.7/5 (3 oy)

Abdullah Öcalan 1948 yılında Güneydoğu Anadolu'da bir köyde dünyaya geldi. 7 Kasım 1978 tarihinde terör örgütü PKK'yı kurdu. Kısa bir süre sonra Suriye'ye geçen Abdullah Öcalan, örgütün kanlı eylemlerini buradan yönetmeye başladı. Kandırdığı gençler bölücü terör örgütü adına eylem yaparken, Öcalan savaş alanına hiç inmeden oturduğu yerde rahat bir yaşam sürdü.



Türkiye'nin ısrarlı takibi sonucu Suriye, Öcalan'ı topraklarından çıkarmak zorunda kaldı. Suriye'den Rusya'ya, oradan İtalya'ya geçen Öcalan, İtalyan Hükümeti tarafından da ülkeden çıkarılınca kendisine sığınacak yer aramaya başladı. Yunanistan Hükümeti, kuruluşundan beri destek verdiği PKK'nın liderini Kenya Büyükelçiliği'nde saklamaya karar verdi.

Türk Güvenlik Güçleri'nin düzenlediği bir operasyonla Kenya'da kıskıvrak yakalanan terörist başının üzerinden sahte bir Kıbrıs Rum Kesimi pasaportu çıktı. Eli kanlı terör örgütünün başı, Türkiye'de, İmralı Cezaevi'nde yargılandı ve hakettiği idam cezasına çarptırıldı. Terörist başının idam cezası Yargıtay tarafından 25 Kasım 1999 tarihinde onandı.

MİT’İN İLK APO TEŞHİSİ

İlk başlarda MİT için Apo Kürt milliyetçisi veya Kürtçü bir akımın lideri değildi. O dönemin (1970–1979) MİT raporlarına baktığınız zaman görürsünüz, Apo dosyalara uzun süre sol faaliyetleri nedeniyle girmişti. Aşırı solcu bir Kürt olarak nitelendirilirdi. Fazla da önemsenmezdi. Zaten Kürt hareketleri 1970'lerde Kürtçülükten çok sol faaliyetler çerçevesinde ele alınırdı. İzlenirler, ne yaptıkları bilinir; ancak genelde solun içinde bulunduklarından dolayı, bu yönleri ön plana çıkarılırdı. Biz MİT olarak gerçeği biliyorduk; ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadılar veya inanmak istemediler."

Giriş
Türkiye 12 Eylül 1980'e dayandığında, sol orijinli terör örgütlerinin yanında özellikle Doğu bölgesinde ismini yeni yeni duyurmaya başlayan Ala–Rızgari ve Apocular gibi birkaç yasa dışı grup ufak tefek dikkat çekmeye başladı. Bu grupların ortak özelliği, "Kürtlük" unsuru üzerinde durmalarıydı.


Ala–Rızgari grubu, 80 öncesinde yayınlanan Rızgari dergisinin etrafında toplanan kişilerden oluşuyordu.


PKK, 1978'de Lice'nin Fis köyünde kuruluşunu ilan edip, oluşturulan Merkez Komite etrafında örgütlenmesine karşılık, bu grup "Apocular" olarak biliniyordu.


Öcalan'ın en yakın arkadaşlarından Haki Karel, 1977'de Gaziantep'te öldürüldü. 1979'da ise Elazığ ve Diyarbakır'da, "Apocular"a önemli bir darbe indirildi. Geniş tutuklamalar yapıldı, Merkez Komite üyesi Şahin Dönmez de tutuklandı.


Bu sırada Abdullah Öcalan'ın izine de Diyarbakır'da ulaşıldı. Bir güvenlik yetkilisi, olayı şöyle anlatıyor:"Öcalan, Kesire Öcalan ile birlikte Diyarbakır'da Günaydın Apartmanı'nda kalıyordu. Polis yerini tespit etti. Milli İstihbarat Teşkilatı da biliyordu. Ancak, hemen baskın yapılıp alınması yerine, izlenip bir örgütsel faaliyet sırasında tutuklanması düşünüldü. Eğer o sırada gözaltına alınsaydı bir süre sonra serbest bırakılırdı."


Kesire Yıldırım ile 24 Mayıs 1978 günü Ankara'da evlenmişlerdi. Belki de o tarihlerde fazla önemsenmediğinden yeterince izlenmediği için Öcalan, 1979'un Temmuz'unda izini kaybettirip Urfa üzerinden Suriye'ye kaçmayı başardı.


İlginçtir, Öcalan bu tarihte asker kaçağıydı. Onun karanlık ilişkilerini çözmeye çalışan Uğur Mumcu, Kürt Dosyası kitabında şunları yazıyor:"Askerlik Şubesi Öcalan'ı adım adım izliyordu. 26 Temmuz 1977 günü yeniden son yoklama çağrı pusulası göndermişti. Ancak Öcalan izini kaybettirmeyi başarmıştı. Bu yüzden son çağrı pusulası kardeşi Mehmet Öcalan'a tebliğ edildi. 26 Eylül 1978 gününden sonra da son yoklama kaçağı olarak aranmaya başlandı. Öcalan o günlerde Diyarbakır'daydı. Diyarbakır'ın Ofis Mahallesi'nde eşi Kesire ile Günaydın Apartmanı'nda kalmakta; evde günlerce kitap okumaktaydı."


Peki o dönemde güvenlik birimleri Apocuların lideri Abdullah Öcalan'a nasıl bir teşhis koymuştu? Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi iken 12 Mart 1971 muhtırasından sonra, tutuklanıp Mamak Askeri Ceza Evi'ne konulmasından sonra kazandığı sakıncalı kimliğe rağmen izini kaybettirmesi yalnızca güvenlik birimleri arasındaki eşgüdüm eksikliğinin bir sonucu muydu?..


Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılarının İmralı iddianamesinde şöyle denildi: "Mayıs 1979 tarihinde PKK Merkez Komitesi Üyesi ve Örgütlenme Genel Sorumlusu Şahin Dönmez ile birlikte Elazığ Bölge Komitesi üyelerinin büyük çoğunluğunun yakalanması örgütte paniğe yol açmıştır. Şahin Dönmez'in itirafları ile birlikte güvenlik kuvvetlerinin başlattığı bir dizi operasyon nedeniyle Abdullah Öcalan, Diyarbakır'da saklanmakta olduğu evde yakalanmaktan son anda kurtulmuştur."

ÖMERLİ’DEKİ ÇOCUKLUĞU
Apo ile ilgili giriş bölümünde yer alan sorulara sağlam cevaplar alabilmek için, onunın hayata gözlerini açtığı Ömerli köyüne kadar uzanmak gerekiyor. İmralı Mahkemesi'ne verdiği 81 sayfalık savunmasında çocukluk yıllarını şöyle anlatıyor: "Yoksul, aşiret özelliğini yitirmiş dar bir köylü ailesi içinde Cumhuriyet'in, başka bir köyde de olsa her gün yayan gidip geldiğim bir ilkokulunda okudum. Çevremiz köyleri yarı Kürt yarı Türk nitelikteydi. Ailem anam tarafından Türkmen diyebileceğimiz bir komşu köy kökenliydi. Türkçe–Kürtçe birlikte konuşulabiliyordu... Tepkim, feodal aile bağlarınaydı. Denebilir ki, ilk isyanım bir çocuğun beklentilerine cevap vermekten çok uzak aile ve köy yapısına karşı gelişti... Erken yaşlarda aile ile önemli bir kavga ile büyük bir gözyaşı içinde hüngür hüngür ağlayarak köyden koptum. O dönemde beni tanıyan köylüler bir yandan karınca ezmez, diğer yandan her yılan bulduklarında çağırdıkları bir yılan avcısı olarak tanırlardı...


Üniversite son sınıfa kadar ilk ondan aşağı hiçbir zaman düşmedim. Liseye kadar dinin etkileri vardı. Yetmişlerde solculuğa ve o dönem Kürtçülüğüne ilgim gelişti. Kişi olarak müminceydim..."


Liseyi 1966–68 döneminde Ankara'da Tapu Kadastro Lisesi'nde okudu. Öcalan, Uğur Mumcu kadar PKK hareketi üzerine kafa yoran, iki kez Bekaa Vadisi'ne gidip kendisiyle konuşmalar yapan Mehmet Ali Birand'a lise yıllarını daha da açıyor:


"20 yaşlarında ya vardım, ya yoktum. Çok pasif bir durumdaydım. Ankara'nın da verdiği çelişkiler içinde biraz da muhafazakar bir yapıdaydım... Necip Fazıl Kısakürek'in konferanslarına gider, bayağı da etkilenirdim. Daha çok burjuva felsefesi ile ilgileniyor, bu tip yazar ve kitaplarını okuyordum. Bir yandan da Maltepe Camii'nde namaz kılardım. Din ile felsefenin yer değiştirmeye başladığı bir dönemdi... 1969'da meslek okulunu bitirdim ve hemen ardından Diyarbakır'da kadastro memurluğu yaptım. İşte her şeyin dönüm noktası 1970 tarihidir. O sıralarda elime Sosyalizmin Alfabesi diye bir kitap geçti. Kitabı okuduktan sonra her şey değişti..." (Apo ve PKK, Mehmet Ali Birand, sayfa, 79, 80).


Diyarbakır'daki görevinden, Bakırköy Tapulama Müdürlüğü'ne atanıp İstanbul'a geldi. 1971 yılında da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırdı. Öcalan aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne yatay geçiş yaptı. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından, Mahir Çayan'ın öldürülmesi ve Deniz Gezmiş'in tutuklanması üzerine okulda başlayan boykot eylemlerine o da katıldı, sol yumruğunu havaya kaldırıp, "Bağımsız Türkiye" diye bağıranlardan biri de oydu. 8 Nisan 1972'de gözaltına alındı, Mamak Askeri Ceza Evi'ne konuldu. Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nce üç ay hapis cezasına çarptırıldı, davanın sonuçlandığı tarihe kadar yaklaşık yedi ay ceza evinde yattı.


Ceza evinden çıkmasından son sınıfa gelinceye kadar hem öğrenciliğini sürdürdü, hem de sol hareketlerden yavaş yavaş ayrılıp yine sosyalist eksende Kürtçü bir çizgiye yöneldi: "Kısa bir süre Türkiye soluyla birlikte hareket etmemle birlikte 1973 baharında bir grubun faaliyetine öncülük ederek PKK hareketinin temelini atmada önemli rol oynadım. 1975'te Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği başkanlığı yaptım. PKK programını 78'de kaleme aldık. 79 Temmuz başlarında Ethem Akçan'la Suruç üzeri Suriye ve Lübnan'a Filistinlilerin yanına geçtik..."

AŞIRI SOLCU BİR KÜRT
İşte 1979'a kadar kişisel hikayesi satır başlarıyla böyle olan bir Abdullah Öcalan'dan söz ediyoruz. Bu Öcalan 12 Eylül'ün geniş güvenlik önlemleri alınan atmosferinde üstelik yakından da izlenirken Suriye'ye kaçmayı nasıl başarmıştı?..


Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Öcalan'a yaklaşımı şöyleydi:"MİT için Apo Kürt milliyetçisi veya Kürtçü bir akımın lideri değildi. O dönemin (1970–1979) MİT raporlarına baktığınız zaman görürsünüz, Apo dosyalara uzun süre sol faaliyetleri nedeniyle girmişti. Aşırı solcu bir Kürt olarak nitelendirilirdi. Fazla da önemsenmezdi. Zaten Kürt hareketleri 1970'lerde Kürtçülükten çok sol faaliyetler çerçevesinde ele alınırdı. İzlenirler, ne yaptıkları bilinir; ancak genelde solun içinde bulunduklarından dolayı, bu yönleri ön plana çıkarılırdı. Biz MİT olarak gerçeği biliyorduk; ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadılar veya inanmak istemediler."


Aynı yetkiliye göre MİT Apo'yu 1977'den itibaren yakından izlemeye başlamış, üstelik kontrol altında tutmak için çok yakınına kadar elemanlar görevlendirilmiş: "Verdiğimiz dosyalar dolusu bilgiler oldukları yerde kaldı veya devlet harekete geçtiğinde o kadar geç olurdu ki, kimseyi bulamazlardı: Kısacası devlet oluşumların farkına varamadı. Biz biliyorduk; ancak sesimizi duyuramıyor ve çarkları çeviremiyorduk." (Apo ve PKK; sayfa 99, 100).


Öcalan ise sıkıyönetim altında polisin, MİT'in ve askerin elinden kurtuluşunu şöyle anlatıyor:"3 haziranda yine bir toplantımız olacaktı. Bir gece öncesinden Pilot Necati tutturdu, 'Yarın nerede toplanacağız?' demeye başladı. Yanımızda Kemal Pir de vardı. Kemal 2 haziran gecesi eve yaklaşırken yakalandı. Üstü aranınca silah bulundu... Ertesi sabah da biz eve gideceğiz. Gitmeden önce tesadüfen birini yolladım. Git bak eve, dedim. Dönünce, abi evin her tarafı çembere alınmış, dedi. Şans eseri kurtuldum. Üç dört tane kirli silah vardı. O silahlarla yakalanacaktık. 30 yıl cezası var. Sonradan haber aldık. Baskını Özel Harp Dairesi yapmış. Mustafa Karasu içeri alındı. Üç de silah yakalandı. En azından yedi yılım gidebilirdi." (Apo ve PKK, sayfa 88)


Öcalan, Suriye'ye kaçış öncesi faaliyetlerini anlatırken, kendisine yanaştırılan casuslara rağmen güvenlik birimlerine yakalanmayışını, sürekli olarak kendisinin başarısı olarak gösterdi ve bunu örgüt içinde de bir propaganda aracı olarak kullandı.


Öcalan, Mahir Sayın ile yaptığı konuşmaları içeren Erkeği Öldürmek kitabında "casuslar" olarak karısı Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya)'yı gösteriyor. Ona göre CHP geleneğinden gelen ve Kürt kökenli olan bir ailenin çocuğu olarak Kesire Öcalan kendisi ile bilerek tanıştırıldı. Yine Pilot Necati de, Kürt kökenli olması sebebiyle pilotluktan atıldığını ileri sürerek kendisine yanaştı; ama o da MİT'in bir tuzağıydı. Öcalan, Pilot Necati'nin ilk kadın pilot Sabiha Gökçen'i öldürme teklifinde bulunması, bazen örgüte yüklü miktarda paralar sağlamasını, "Örtülü ödenekten bunun için paralar sonuna kadar gözden çıkarılır. Bize de biraz neması kaldı." iddiasını ileri sürerek açıklıyor. Öcalan'a göre, Ankara'da görünüşte kontrol altındaydı, Urfa ve Diyarbakır'a geçtiğinde ise bu kontrol güçleşti. Nihayet Urfa'da çemberin daraldığını ve öldürüleceğini hissedince de sınırı geçerek Suriye'ye gitti.

SİVRİLENLERE MİT DAMGASI
Terörist başı, bu "MİT kontrolü" korkusunu hep yaşadığı gibi, örgütte sivrilme istidadı gösteren birçok önde gelen ismi "MİT ajanı" kulpuyla tasfiye etti. Bunların başında Kesire Öcalan, Mehmet Cahit Şener, Ali Çetiner, Hüseyin Yıldırım, Şemdin Sakık, Resul Altınok, Abdullah Kumlu, 'Kör Cemal' kod adlı Halil Kaya, 'Baran' koduyla bilinen Cihangir Hazır, Abdullah Ekinci, Osman Tim, 'General Zinnar' kod adlı Alaattin Kanat geliyor.



Öcalan'a göre CHP geleneğinden gelen ve Kürt kökenli olan bir ailenin çocuğu olarak Kesire Öcalan kendisi ile bilerek tanıştırıldı. Yine Pilot Necati de, Kürt kökenli olması sebebiyle pilotluktan atıldığını ileri sürerek kendisine yanaştı; ama o da MİT'in bir tuzağıydı... Pilot Necati'nin ilk kadın pilot Sabiha Gökçen'i öldürme teklifinde bulunması, bazen örgüte yüklü miktarda paralar sağlamasını, "Örtülü ödenekten bunun için paralar sonuna kadar gözden çıkarılır. Bize de biraz neması kaldı." iddiasını ileri sürerek açıklıyor.


1977'den itibaren MİT, Apo'yu yakından izlemeye başlamış, üstelik kontrol altında tutmak için çok yakınına kadar elemanlar görevlendirilmiş. Bir MİT yetkilisinin konuyla ilgili ifadesi şöyle: "Verdiğimiz dosyalar dolusu bilgiler oldukları yerde kaldı veya devlet harekete geçtiğinde o kadar geç olurdu ki, kimseyi bulamazlardı: Kısacası devlet oluşumların farkına varamadı. Biz biliyorduk; ancak sesimizi duyuramıyorduk. Biz MİT olarak gerçeği biliyorduk; ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadılar veya inanmak istemediler."

BİR CANİ OLARAK PORTRESİ
1970’li yıllarda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını protesto için Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’nde yapılan “boykot eylemleri”nin öncülerinden biri olması sebebiyle güvenlik birimlerinin yakın takibindeydi. Bu eylemler üzerine kısa süreli olarak gözaltına da alınan Öcalan, Güneydoğu kökenli bir isim olması ve sivrilmesi sebebiyle, sürekli olarak MİT tarafından kontrol altına alınmak istendiği hezeyanı ile yaşadı. Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası kitabında ayrıntılı olarak işlediği, Öcalan’ın da Mahir Sayın ile yaptığı konuşmaları içeren Erkeği Öldürmek kitabında anlattığı Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya) olayları bu hezeyanın başlangıcını oluşturuyor.

NE BEBEK DEDİ NE DE ARKADAŞ
Bölücü teröristlerin başı Abdullah Öcalan’ın acımasız kişiliğini görmek için yakın arkadaşlarını ve kundaktaki bebekleri kurşunlatmasına bakmak yeterli.

27 Kasım 1978 günü Diyarbakır’ın Lice İlçesi Fis Köyü’nde toplanan Abdullah Öcalan ve birkaç arkadaşı PKK’yı kurdular. Daha sonraki tarihlerde bu toplantıyı PKK’nın birinci konferansı olarak kabul ettiler. Ancak aradan geçen 20 yıl içerisinde Abdullah Öcalan, neredeyse birlikte yola çıktığı bütün arkadaşlarının ölüm emrini verdi. Öcalan’ın acımasız katliamcı kişiliğini görmek için onun yıllarca birlikte hareket ettiğini yakın arkadaşlarının ölüm emirlerini nasıl kolaylıkla verdiğine ve kundaktaki çocukları hunharca öldürttüğüne bakmak gerekiyor.


Birinci kongresini 1981’de yapan PKK, ikinci kongresini dört yıl sonra Suriye’nin Ürdün sınırı yakınındaki bir kampta yaptı. Altı gün süren bu toplantıda Öcalan örgütün Avrupa sorumlusu ve Merkez Komite üyesi Resul Altınok’u “MİT ajanı” ilan etti. Öcalan daha sonraları yakın arkadaşlarını tasfiye ederken onlara hep bu ajanlık kulpunu taktı ve örgüt tabanının da bu şekilde gözünü boyadı. Öcalan, 1980’de PKK’nın Merkez Komite üyesi ve Urfa bölge sorumlusu Abdullah Kumlu’yu hapsetti. Hapisten kaçan Kumlu, Suriye Gizli Servisi’nin yardımıyla yakalanarak PKK’ya teslim edildi ve öldürüldü. Öcalan bu sıralarda PKK’nın çekirdeğini oluşturan Kürdistan Devrimcileri grubundan Mehmet Uzun, Ali Yaylacık ve Ahmet Ballı’yı da MİT ajanı oldukları gerekçesiyle öldürttü.

HEP HEZEYAN
1970’li yıllarda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını protesto için Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’nde yapılan “boykot eylemleri”nin öncülerinden biri olması sebebiyle güvenlik birimlerinin yakın takibindeydi. Bu eylemler üzerine kısa süreli olarak gözaltına da alınan Öcalan, Güneydoğu kökenli bir isim olması ve sivrilmesi sebebiyle, sürekli olarak MİT tarafından kontrol altına alınmak istendiği hezeyanı ile yaşadı. Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası kitabında ayrıntılı olarak işlediği, Öcalan’ın da Mahir Sayın ile yaptığı konuşmaları içeren Erkeği Öldürmek kitabında anlattığı Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya) olayları bu hezeyanın başlangıcını oluşturuyor. Öcalan’a göre CHP geleneğinden gelen ve Kürt kökenli olan bir ailenin çocuğu olarak Kesire Öcalan kendisi ile bilerek tanıştırıldı. Yine Pilot Necati de, Kürt kökenli olması sebebiyle pilotluktan atıldığını ileri sürerek kendisine yanaştı; ama o da MİT’in bir tuzağıydı. Öcalan, Pilot Necati’nin Sabiha Gökçen’i öldürme teklifinde bulunması, bazen örgüte yüklü miktarda paralar sağlamasını, “Örtülü ödenekten bunun için paralar sonuna kadar gözden çıkarılır. Bize de biraz neması kaldı” iddiasını ileri sürerek açıklıyor. Öcalan’a göre, Ankara’da görünüşte kontrol altındaydı, Urfa ve Diyarbakır’a geçtiğinde ise bu kontrol güçleşti. Nihayet Urfa’da çemberin daraldığını ve öldürüleceğini hissedince de sınırı geçerek Suriye’ye gitti.

İşte Öcalan’ı, PKK Merkez Komitesi üyesi yakın arkadaşları için ölüm tuzakları kurmaya iten psikopat ruh hali bu yıllarda şekillendi, 1979’da Suriye’ye geçti. Gencecik çocukları dağlara sevk eden Öcalan, Ankara’dan ayrıldıktan sonra Diyarbakır ve Urfa’da yalnızca dokuz ay kalabildi, çareyi kaçmakta buldu. Öcalan’ın tasfiye ettiği isimlerden Mehmet Şener, kendisi gibi örgütün önde gelen isimlerinden olan Mustafa Karasu’ya 28 Haziran 1991 günü Zaho’dan gönderdiği mektupta Öcalan’ın bu çelişkisini şöyle anlatıyor:

“Ne yazık ki Karasu, Ortadoğu’nun labirentlerinde siyaset üretiyor diye övündüğümüz Apo, Ortadoğu’nun labirentlerinde can telaşına düşmüş. Bizler ağaçtan ormanı görmeyecek körler olamayız...


Apo bizi kaçmakla suçluyor. Önderimiz, çok tatlı konuşuyor. Bizi savaş siperlerinden alıp tutuklayacak ve her türlü zoru da öngören bir planla, bize ajanlık dayatacaksın ve biz de öyle duracağız, sana boyun eğeceğiz.


Biliyor musun Karasu, sevgili önderimiz diyor ki, ‘Siz Kürdistan dağlarının kıymetini bilmiyorsunuz, insan orada bir ordu saklar, bir ordu kurar.’ Çok doğru söylüyor tabii. Ama şehitlerimize küfredecek kadar saygısızlaşan sevgili önderimiz bir türlü lütfedip dağlarımıza gelip orduyu kurmuyor. Her nedense kardeşini de göndermiyor. Fidel ve Raul Kastro’ların kulakları çınlasın, bizimkiler uzaktan kumandalı çalışmanın rahatlığını keşfetmişler.


Sevgili önderimiz diyor ki, “Benim ülkeye gelmem provokasyon olur, çünkü düşman bütün gücüyle beni yok etmek için size yüklenir.” İnan Karasu, onun ülkeye gelmesini isteyen yok, kendi pisliğini bize bulaştırmasın yeter. Bizi savaştan kaçmakla suçlayanlar, savaşa lütfetsinler. Mao’nun silahı sırtından düşmedi. Fidel en önde savaştı. Ho Şi Minh, Vietnam dağlarını ana karargâhı yaptı, önderlik budur.”


1978’deki toplantıdan sonra 1990’da Bekaa Vadisi’nde ikinci konferansını yapan PKK’nın bu toplantısının genel sekreterliğini Mehmet Şener yaptı. Kongrede PKK’nın demokratikleşmesinden söz eden Merkez Komite üyesi Mehmet Şener, Baran kod adıyla bilinen Cihangir Hazır ile birlikte tutuklandı. Ancak Şener ve Baran, arkadaşları tarafından kurtarıldılar. (Bu isimler daha sonra PKK–Vejin hareketini kurdular). Ancak Mehmet Şener kısa bir süre sonra Kamışlı’da Öcalan’ın emriyle öldürüldü. Şener ve karısı Peşmergelerin arasından alınıp infaz edildiler. Şener’i destekleyen Mustafa Puşa da karısı ile birlikte öldürüldü.

ÖNCE AJANLIKLA SUÇLUYOR SONRA DA ÖLDÜRÜYORDU
PKK’nın üçüncü kongresinde Öcalan’ın bütün yetkilerini aldığı Abdullah Ekinci intihar etti. Kesire Öcalan ve Ali Çetiner örgütten kaçtılar. Üçüncü kongrede 10 militan daha MİT ajanı oldukları gerekçeleriyle öldürüldüler. Öcalan’a kadın temin etmekle yükümlü militan olduğu ileri sürülen (PKK; Emin Demirel, GHMD yayını) Hasan Bindal, Öcalan’ın yakın arkadaşı Şahin Bilgiç tarafından kazaen öldürülünce, Bilgiç’in kaderi de kurşuna dizilmek oldu. Örgütün Botan bölgesi sorumlusu Kör Cemal kod adlı Halil Kaya 1987’de kurşuna dizildi. Öcalan 1991’de Botan’ın yeni bölge sorumlusu Nizamettin Taş’ı üç ay hapsetti. Parmaksız Zeki kodlu Şemdin Sakık, Botan bölgesi sorumlusu oldu. Ancak Şemdin Sakık’ın da daha sonra Apo ile arası açıldı ve örgütten koptu. Sakık çareyi Türk güvenlik birimlerine sığınmakta buldu. Eğer Sakık, Genelkurmay’a bağlı özel kuvvetlerin operasyonuyla Kuzey Irak’tan getirilmeseydi muhakkak ki o da MİT ajanı suçlamasıyla Apo’nun ölüm tuzağına girecekti.


PKK’nın İstanbul ve Marmara Bölge Sorumlusu Osman Tim de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanırken 1992’de Sağmalcılar Cezaevi’nde boğularak öldürüldü. Gerekçe yine aynıydı, işbirlikçi olmak ve örgüte ihanet etmek. İsmi Susurluk olayları ile de gündeme gelen General Zinnar kod adlı Alaattin Kanat da Öcalan ile yollarını ayırdı ve itirafçı oldu. PKK’nın üst düzey sorumlularından olan Kemal Burkay 1981’de örgütten ayrılırken Atina temsilcisi Avukat Hüseyin Yıldırım da Öcalan’dan ayrıldı. Avukat Yıldırım, Öcalan’ın ölüm tuzağından yaralı olarak kurtuldu.


Bu tablo, yüzlerce kanlı eylemin emrini veren, 30 bin insanın katili, bu sayının çok üstünde PKK militanının da ölümüne sebep olan katliamcı bir kişinin psikopat ruhunu sergiliyor. Mehmet Ali Birand ile yaptığı konuşmada, “Kabaca söylemek gerekirse PKK kadrolarının dörtte biri tasfiye edildi. TC’nin bize verdirdiği kayıplardan daha fazla kayıp verdik.” sözleri de canını kurtarmak için köşe bucak kaçan, kafası hezeyanlarla dolu bir kişiliğin yansımaları.

TAM BİR EGOİST
Bu kirli ruhun ölüm tuzağından kurtulamayan PKK Merkez Komite üyesi Mehmet Şener, Mustafa Karasu’ya gönderdiği mektubunda bu kişinin gerçek yüzünü şöyle sergiledi:

“Bizi dışlamanın ilk adımlarını Apo attı. Dördüncü kongrenin üstünden 20 gün geçmeden ben ve Baran arkadaşın görevleri 25 kişilik Merkez Komite’nin beş üyesinin katılmış olduğu toplantıyla Apo’nun talimatı üzerine donduruldu ve soruşturmaya alındık. İlginç bir tesadüf olup olmadığına sen karar ver Karasu...


Apo’nun planına göre bana bir itiraf yazdırılacak ve bu itirafta ajan olduğumu, ajanlığımın cezaevine girişle başladığını, cezaevinde gizli şahin rolü üstlendiğimi, direnişleri kırdığımı, direnenleri kendi erkimin altına aldığımı, cezaevinde direnişleri liberalizme çektiğimi söyleyeceğim. Dışarıdaki görevimin de Apo’yu temizlemek, tasfiye etmek olduğunu açıklayacağım ve af dileyeceğim. Yüce Apo da insafa gelip beni kazanma adına ya af edecek veya ben mazlumlara ihanet eden birini affetmem kahramanlığı taslayıp bir ajanın işini bitirecek. İş bununla bitmiyor tabii, ben ajanlığı kabul ettikten sonra cezaevindeki tüm kadrolar özeleştiriye çekilecek. Çünkü hepsi ajan Şener’in etkisinde kalmışlar. Tabii, ajan Şener’in en fazla etkisinde kalan da Mustafa Karasu ve Sakine Cansız arkadaşlardır. Bunu her gün Apo vaaz ediyor. Tabii sebepsiz değil, Karasu da Sakine de Apo’nun popülaritesini rahatsız edecek kadar saygın arkadaşlar oldular. Oysa Apo kendi dışında bir kişilik kabul etmiyor.”



Kategorisi
Gündem


Benzer kategoriler
Spor Haberleri | Ekonomi Haberleri | Bilim ve Teknoloji Haberleri | Duyurular |
 Yazan 
13 Aralık, 2008

Resimler


Beni hatırla



Gelebilir Misin?
Türk Erkeği ...........
Sahip Olmak
Türk Delikanlısı
Bunları Uygula Domuz Gribene Yakalanma (2)
Nerden Bilsin
_gam Kenarı_
Aşkın gözü kördür
Ampul
Şeytanın Söyleyipte Bizim Duyamadıklarımız

556 - Nefretinim
319 - Gul_Guzeli
132 - Kar
80 - geceye_inat
61 - ToRnAdO


Hava Durumu


Son Yorumlar
Bugün 01:15 semsimutlu
25 Temmuz, 2010 ToRnAdO
22 Temmuz, 2010 geceye_inat
06 Temmuz, 2010 ToRnAdO
06 Temmuz, 2010 Chucky
06 Temmuz, 2010 Chucky
06 Temmuz, 2010 Chucky
11 Haziran 2010 mc-serseri
11 Haziran 2010 mc-serseri
04 Haziran 2010 FueL