İlk Ask...!
İlk aşk....Arada ilk aşkım aklıma gelir. İçim burkulur... Burkulur demek içimde ki acıyı tarif edemedi. İçim cayır cayır yanar... Tıpkı onun yandığı gibi...
Bizim zamanımızda ilk okula giderken siyah önlük giyer ve beyaz yakalık takar öyle okula giderdik. Kara bir kız çocuğuydum, kara bir önlük giydiğimde de dahada kararırdım. Adım "karakızdı" benim. Sesim gürdü. Bayram törenlerinde, özel günlerde şiir okurdum. Belediye anonslarının yapıldığı hopörlerden o zamanlar bayramlarda şiir okunur, ahalide bu şiiri dinlemek zorunda bırakılırdı. Okuduğu şiiri dinletilmek zorunda bırakılanlardan bir taneside bendim. Böyle bağıra bağıra şiir okuduğum zamanlardı.
Sınıfımızda birde bir çocuk vardı. Hayalimde beyaz tenli, yüzü temiz, siyah önlüklü, beyaz yakalıklı bir çocuk olarak kaldı. Hep öylede masum ve beyaz yüzüyle hatırlayacağım onu. Her çocuktan farklıydı o. Onun yüzüne bakamazdım, onunla konuşamazdım. Onun yanında ter basardı beni, onun olduğu yerden bir an önce uzaklaşmaya çalışırdım. Gür sesli benim, onun yanında sesi çıkmazdı. Farklıydı işte. Çocuk halime bakmadan sevmiştim bir kere. Bu çocuğu çocuk kalbimde farklı bir yere yerleştirmiştim. İsteyerek yerleştirmedim elbette. 8 yaşında bir kız çocuğu kalbine yaşıtı başka bir çocuğu nasıl bilerek ve isteyerek yerleştirebilir ki... Benim kontrolümün dışında kalbim kontrol ediliyordu sanki ve bu sevgi ben istemeden kalbime yerleştirilmişti. Çıkar yok, beklenti yok. Saf, masum, utangaç, ürkek, pırıl pırıl bir sevgi. Kağıt gibi, pamuk gibi, kar gibi temiz, beyaz... Onu sevdiğimi kimseler bilmedi. Kendime bile söylemedim sevdiğimi... Sevginin varlığını bilmediğimden, bilmediğimi inkâr ettiğimden olsa gerek, kendime bile söylememiştim.
Bir gün o gelmemişti. Okula gelmediği o gün kendisi değil ama acı haberi gelmişti. Evlerinde çıkan yangın sonucu ahşap evleri hızla tutuşmuş, o ve 2 kardeşi yanarak ölmüştü. Sınıftaki her çocuk ağlamıştı ama ben daha farklı ağlamıştım, daha farklı üzülüyordum çünkü daha farklı seviyordum. Daha farklı ağladığımı ve üzüldüğümüde kimseler bilemedi. Evimizdeki masanın altına saklanıyor, kendime sözler veriyordum. "Bundan sonra kimseyi sevmeyecektim. Bir kere sevmiştim o da yanarak ölmüştü. Ölmesin diye kimseyi sevmemeliydim ben. O, ben sevdim diye ölmüştü!!."
Orta okul için başka bir okula gitmeye başladığımda, yanan evlerinin önünden 3 yıl hergün geçmek zorunda kaldım. Her gün kendime verdiğim sözü hatırlıyor, kontrol edilemeyecek duyguları kontrol altına almaya çalışıyordum. "Artık kimseyi sevmeyecektim ben..." Yanmış, yıkılmış ahşap evin önünden her geçişimde "Acaba nasıl öldü, canı çok yandımı?" sorularının cevabını kendime vermeye çalışıyordum.
Aşkı, sevgiyi yaşamayı o ahşap evin yandığı günden beri beceremedim. Aklımın bir köşesinde hep "sevdiğim insan ölecek" düşüncesi durur ve sevmeye başladığım zamanlarda bu korku beni esir alır. Onun yüzüne bakamadığım gibi sevdiklerimin gözüne korkmadan bakamadım.
Onu sevdiğimi artık ilan ediyorum. Bembeyaz, pırıl pırıl bir sevgiydi bu. Duyun ey insanlar!!... 7-8 yaşlarında ki bir kız çocuğu ne kadar masum severse o kadar masum, çıkarsız, beklentisiz çok güzel bir sevgi yaşadım yıllar önce... Öldü, hiç bilmedi ama ne farkeder ki... Ben sevdim, çok sevdim... Bir daha kimse ölmesin diye kendime bir daha sevmemeye söz verecek kadar büyük sevdim...
İç ses: Belkide bu yüzdendir yüzüne bakmak zorunda kalmadığın insanları kolay sevebilmemin sebebi...
Kategorisi
Hikaye
Benzer kategoriler
Şiir | Biyografi | Eleştri | Anı | Gezi Yazısı | Roman İncelemesi | Makale | Deneme | Atatürk |
